-->

Sayfalar

17 Nisan 2026 Cuma

Prens Aleksey ve Grigori: Rundale’nin Karanlık Sırrı

 📌 İhanetin kokusu, en pahalı parfümlerin ve devasa avizelerin yaydığı sıcak balmumu kokusunun altına gizlenemeyecek kadar keskindir.

Prens Aleksey ve Grigori Rundale’nin Karanlık Sırrı

Güneş, Letonya’nın uçsuz bucaksız düzlüklerini terk etmeden hemen önce Rundale Sarayı’nın pencerelerine son bir kez dokundu. Altın saatlerin kızıllığı, Aynalı Salon’un kristal avizelerinde parçalanarak binlerce ışık okuna dönüşüyordu. Prens Aleksey Aleksandroviç, parmak uçlarıyla gümüş tütün tabakasının üzerindeki işlemeleri takip etti; metalin soğukluğu, içindeki huzursuzluğu bir nebze olsun dindiriyordu.

"Zaman yaklaşıyor, Grigori," diye fısıldadı Aleksey. Sesi, salonun akustiğinde kaybolan bir iç çekiş gibiydi.

Grigori, altın sırmalı muhafız üniformasının içinde bir heykel kadar dik duruyordu. Eli, ağır Rus süvari kılıcı şaşkasının kabzasına kenetlenmişti. "Hava barut kokuyor Prensim," dedi Grigori, gözlerini maskeli kalabalığın üzerinde gezdirerek. "Bu soyluların gülümsemeleri, kınından çıkmaya hazır bıçaklar kadar eğreti."

O sırada Barones Elina, ipek eteklerinin hışırtısıyla yanlarına yaklaştı. Yüzündeki dantel maskenin ardındaki gözleri, Aleksey’in bakışlarıyla kesiştiğinde bir anlık bir titreme geçti kadının omuzlarından. Elindeki ağır, bal rengi kehribar kolyeyi Aleksey’in avucuna bıraktı. "Çar’ın düşmanlarının rotası bu taşın kalbinde gizli," diye fısıldadı. Aleksey, kolyenin içindeki fosilleşmiş kanadı gördü; kehribar, gün batımının ışığında sanki gerçekten kanıyormuş gibi parlıyordu.

Aniden müzik kesildi.


Sarayın labirent bahçelerinden sızan gölgeler, Aynalı Salon’un kapılarında belirdi. Maskeli suikastçılar, yozlaşmış Baltık baronlarının gizli işaretiyle harekete geçti. İlk hançer, bir şampanya kadehini parçalayarak Aleksey’in başının hemen yanından geçti.

"Savunma hattı!" diye kükredi Grigori. Şaşkası kınından çıkarken çıkan o tiz metalik ses, salonun tavanındaki fresklerde yankılandı. Grigori, bir kasırga gibi öne atıldı. Kılıcının her hamlesi, aynalarda onlarca kez çoğalıyor; saldırganları şaşırtan bir çelik ormanı yaratıyordu.


Aleksey ise kaçmadı. Aksine, masaların birine doğru sakin adımlarla ilerledi. Gümüş yüzüğünü, masanın başındaki Baron von Ziethen’in şarap kadehine yaklaştırdı. Yüzüğün üzerindeki taş, saniyeler içinde zifiri bir siyaha büründü.

"Zehirli şarap, Baron?" dedi Aleksey, alaycı bir gülümsemeyle. "Eski bir numara. Tıpkı bu suikast girişimi gibi."

Suikastçıların lideri, siyah bir maskenin ardındaki vahşi gözlerle Grigori’yi aşmaya çalışıyordu. Grigori, adamın hamlesini havada karşıladı; botlarının cilalı derisi kanla kaplanmış zeminde kaymıyordu. Bir bilek hareketiyle rakibinin dengesini bozdu ve kabzasıyla adamın çenesine ağır bir darbe indirdi. Kemik kırılma sesi, kristal avizelerin şıngırtısına karıştı.

Ancak suikastçılar Aleksey’in etrafını sarmıştı. Baron von Ziethen, bir zafer nidasıyla bağırdı: "Çar bugün bir oğlunu kaybedecek!"

Aleksey, elindeki kehribar kolyeye baktı. Barones Elina’nın gözlerindeki o son anlık bakışı hatırladı: Sadakat.

"Yanılıyorsun Baron," dedi Aleksey. "Hedef ben değilim, hedef sizin kibriniz."

Aleksey, kolyenin ucundaki gizli tırnağa bastı. Kehribar ikiye ayrıldı; ancak içinden bir harita değil, tıslayan bir sesle yoğun, morumsu bir gaz bulutu yayıldı. Bu, İvan’ın laboratuvarında geliştirilen sinir felç edici bir bileşimdi. 

Aleksey ve Grigori, Barones’in daha önce kendilerine verdiği panzehirli mendilleri burunlarına bastırırken; saldırganlar birer birer dizlerinin üzerine çöktü. Ciğerleri yanıyor, kasları kontrolsüzce kasılıyordu. Birkaç saniye içinde koca salon, nefes almaya çalışan ama hareket edemeyen canlı heykellerle doldu.

Barones Elina, Aleksey’in yanına geldi ve diz çöktü. "Kolye görevini yaptı Prensim."

Aleksey, kehribarın boş kabuğunu Baron von Ziethen’in ayaklarının dibine fırlattı. Sarayın dışındaki bahçelerde, güneş tamamen batmış ve yerini ayın soğuk ışığına bırakmıştı. 

"Grigori," dedi Aleksey, baston kılıcını yere vurarak. "Hainleri topla. Bu gece Rundale’de adalet, kehribarın renginden daha kırmızı olacak."

**Mühürlü Not:** İhanet, sığ bir denize benzer; içine giren herkes boğulacağını ancak dibe vurduğunda anlar.


Hikaye Mahzeni Arşivi : Bir Anlatı Bırak

Yorum Gönder

Ne düşünüyorsun? 🚨